Sunday, January 18, 2026

Biyolojik görmede çizgi algısı ile yapay zekâda çizgi algısı arasındaki fark

 

Biyolojik görmede çizgi algısı ile yapay zekâda çizgi algısı arasındaki fark

Biyolojik görmede çizgi algısı ile yapay zekâda çizgi algısı, aynı temel problemi ele alır: ham duyusal veriden kararlı bir yapı nasıl çıkarılır? Ancak bu problem, iki sistemde çok farklı kısıtlar altında çözülür. Bu karşılaştırma özellikle öğreticidir; çünkü insan algısında neyin zorunlu, yapay zekâda ise neyin mühendislik tercihi olduğunu açıkça gösterir.

Her iki durumda da başlangıç noktası aynıdır: Girdide çizgiler yoktur. Bir kamera sensörü, retina gibi, yalnızca yerel yoğunluk değerlerini kaydeder. Yapay zekâda bunlar piksellerdir; biyolojide fotoreseptör etkinlikleri. Bu aşamada ne nesneler vardır ne şekiller ne de çizgiler — yalnızca sayı dizileri.

Bu nedenle her iki sistemdeki ilk dönüşüm de ilke olarak aynıdır: aynılıktan çok değişimi vurgulamak. Biyolojik görmede erken nöronlar homojen aydınlatmayı bastırır, kontrastı güçlendirir. Yapay zekâda bu işlev ya açıkça (Sobel, Canny gibi kenar algılayıcı filtrelerle) ya da örtük biçimde (öğrenilmiş evrişim çekirdekleriyle) yerine getirilir. Her iki durumda da sistem, komşu noktalar arasındaki farkları önceliklendirir. Bu ilk derin paralelliktir: çizgi algısı biçimle değil, farkla başlar.

Bir sonraki adımda kritik bir şey olur: yerel farklar yönelimli örüntülere dönüşür. Beyinde bu, birincil görsel kortekste gerçekleşir; burada nöronlar belirli doğrultularda hizalanmış kontrasta seçici olarak yanıt verir. Yapay zekâda ise evrişimli sinir ağları, dikey, yatay ya da çapraz kenar benzeri örüntülere duyarlı filtreler öğrenir. Deneysel olarak, görüntüler üzerinde eğitilmiş CNN’lerin ilk katman filtreleri, biyolojik alıcı alanlara çarpıcı biçimde benzer. Bu benzerlik tesadüf değildir; ortak bir hesaplama zorunluluğunu yansıtır. Bir çizgiyi algılamak için sistemin belirli bir doğrultu boyunca eşgüdümlü değişimi saptaması gerekir.

Ancak bu noktada benzerlik, önemli bir farkı gizlemeye başlar. Yapay zekâda bu yönelimli filtreler genellikle statik ve görev odaklıdır. Etiketli bir hedefte (sınıflandırma, tespit, bölütleme) performansı artırdıkları için vardırlar. Biyolojik görmede ise yönelim seçiciliği, herhangi bir açık görevden önce mevcuttur ve organizmanın dünyayla etkileşimine derinden gömülüdür. İnsan görme sistemi çizgileri etiketlemek için değil, çizgiler davranış açısından anlamlı olduğu için algılar.

İşlemleme ilerledikçe, her iki sistem de kısa parçalardan daha uzun yapılara geçer. İnsanlarda hizalı kenar parçaları, uzun menzilli nöral bağlantılar aracılığıyla birleştirilir; böylece eksik ya da örtülmüş kısımlar olsa bile sürekli çizgiler algılanır. Yapay zekâda ise ağın daha derin katmanları, mekânsal olarak uzak özellikleri bütünleştirerek konturların, şekillerin ve nesne sınırlarının temsilini mümkün kılar. Mekanizma farklıdır, ancak mantık ortaktır: süreklilik verili değildir, çıkarılır.

Belirleyici ayrım, çizginin sistem için ne anlama geldiği noktasında ortaya çıkar. Yapay zekâ için çizgi, yalnızca bir özelliktir — diğerleri arasında bir tanesi — ve değeri bütünüyle bir optimizasyon hedefine katkısıyla ölçülür. İçsel bir statüsü yoktur. Bir ağ, çizgiyi ancak kaybı azaltmaya yardımcı oluyorsa “önemser”. Çizgiler, açıkça tasarlanmadıkça, eylemi yönlendirmez, dikkati yapılandırmaz ya da deneyimi organize etmez.

İnsanlarda ise çizgiler hızla yapısal taahhütler hâline gelir. Algılanan bir çizgi, bir sınırı işaret eder, nesnelliği destekler ve olası eylemleri kısıtlar. Motor planlamaya, dikkate, belleğe ve hatta sembolik düşünceye besleme yapar. Çizgilerin bilinçte “açık” ve “mevcut” hissedilmesinin nedeni budur: çizgiler yalnızca algılanmaz, kullanılır. Bilince erişim, kullanışlılığı takip eder.

Bu ayrım daha derin bir asimetriyi açıklar. Yapay zekâda çizgi algısı çoğunlukla ileri beslemeli ve harcanabilirdir. Daha iyi bir özellik işe yararsa sistem onu kullanır. Biyolojik algıda ise çizgi algısı hiyerarşik, öngörücü ve eylem odaklı bir döngünün parçasıdır. Çizgiler beklenir, sürdürülür, tamamlanır ve bazen dünyaya ilişkin modeli kararlı kıldıkları için halüsinatif olarak bile üretilir.

Bu açıdan bakıldığında, insanlarda çizgi algısı yalnızca görsel bir işlem değildir; daha genel bir bilişsel ilkenin örneğidir: yüksek boyutlu veriden, eylem ve anlama hizmet eden düşük boyutlu, kararlı yapıların çıkarılması. Yapay zekâ bu çıkarımı gerçekleştirebilir, ancak çizgilere insan deneyimindeki ayrıcalıklı konumu veren çevreleyici mimariye — dikkat, bedensellik, öngörü ve sembolik yeniden kullanım — doğuştan sahip değildir.

Bu nedenle aynı şematik mantık insanlarda alanlar arası doğal olarak aktarılırken, yapay zekâda kendiliğinden ortaya çıkmaz. İnsanlarda fark → yönelim → süreklilik → yapı → bilinçli ve aktarılabilir temsil zinciri; melodi algısında, dilde, jestte ve soyutlamada tekrar eder. Yapay zekâda benzer boru hatları vardır, ancak alan-özeldir ve dışsal olarak motive edilir. Aktarım kendiliğinden oluşmaz; tasarlanması gerekir.

Özetle, hem biyolojik görme hem de yapay zekâ çizgileri “almak” yerine inşa eder. Ancak yapay zekâda çizgi bir araçtır. İnsanlarda ise çizgi bir örgütleyici ilkedir — anlamı, eylemi ve düşünceyi sabitleyen bir algısal taahhüt. Filtreler ve katmanlar düzeyinde ince görünen bu fark, bilinç ve alanlar arası ilişki düzeyinde belirleyici hâle gelir.